Küresel Güçlerin Çok Eksenli Orta Asya Politikaları

 Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin 1991 yılında yıkılıp, dağılmasıyla birlikte bağımsızlığını kazanan Orta Asya ülkeleri Mackinder’in Kara Hakimiyet Teorisinde ifade ettiği gibi Avrasya’nın merkezinde yer almaları ve Batıyı Doğuya bağlayan bir köprü vazifezi görmeleri hasebiyle oldukça önemli bir stratejik önemdedir. Bundan ötürü bu bölge, küresel güçlerin rekabet alanlarından birisi olma konumunda bulunmaktadır. Yaklaşık İki yüzyıl önce Rusya ve İngiltere arasında yaşanan bölge üzerindeki “Büyük Oyun” adlı rekabet bugün ABD, Rusya ve Çin arasında devam etmektedir. Bu üç küresel güç için bu bölge, jeopolitik, jeostratejik ve jeoekonomik anlamda oldukça büyük bir öneme haizdir. Rusya açısından Orta Asya bölgesi, tarihsel nüfuz alanı, doğal kaynakları ve yakın çevresi olması nedeniyle hayati derecede önemlidir. İlaveten Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde milyonlarca etnik Rus yaşamakta ve Rusça dili bu ülkelerde İngilizce gibi öğrenilmesi önemli bir dil olarak görülmektedir. Yaklaşık bin yıldır bölgeye yabancı kalan Çin’ın buraya nüfuz etmek Rusya’yı dengelemek açısından önemli bir konumdadır. Diğer yandan Asya ve Avrupa arasında kuracağı yeni bir İpek Yolu ile Orta Asya’ya ilgi duyan Çin, büyüyen sanayisine enerji sağlamak ve bölgenin enerji kaynaklarından faydalanmak için de bölge ülkeleriyle temas halindedir. ABD için ise Orta Asya Coğrafyası potansiyel ticari bir partner ve Afganistan’dan kaynaklanan terör tehdidi ile mücadele etmek için bir ön cephe konumundadır. Özellikle bölge, üzerinde üreteceği ve uygulayacağı politikalar ile hem Rusya’yı hem de Çin’i dengelemek adına önemli bir realite olarak ABD dış politikasında yer edinmiş durumdadır. SSCB dağıldıktan sonra ABD-Rusya ilişkileri, yirmibirinci asrın ilk on yılına kadar iyi bir seyir izledi diyebiliriz. Daha sonra Rusya, gücünü arttırıp ABD ile rekabet edecek konuma geldiğinde 2010’lu yıllarda ilişkiler adeta Soğuk Savaş’ı anımsatan bir mahiyette seyretmeye başladı. Ancak 2016 yılında Trump’ın başkan seçilmesiyle birlikte Rus Amerikan ilişkileri yeni bir boyut kazanmıştır. Trump ve Putin’in karşılıklı olarak sıcak mesajlar vermesi ve dünya rekabetinde Trump’ın Rusya ile dost Çin ile düşman bir politik stratejiyi benimsemesi yeni dönemde ilişkilerin gelişeceği seyri gösterir niteliktedir. Diğer bir yandan Orta Asyalı Türk Cumhuriyetleri için ABD-Rusya ilişkilerinin gelişimi, Rusya’nın bölgeye daha fazla nüfuz etmesi anlamını da taşıyabilir. Zira Trump yönetimindeki ABD, Rusya’yı daha az tehdit edeceğinden ve bölgedeki varlığını sınırlamak adına daha az kaynak ayırabilir. Ancak bu bir varsayımdır. Çünkü ABD için Orta Asya, sadece Rusya odaklı bir bölge olmamakla birlikte aynı zamanda Çin’i sınırlayabilecek ve dengeleyebilecek bir bölge konumundadır. Bu nedenle ABD,  önümüzdeki günlerde bölgenin en büyük gücü Kazakistan ve bölgenin yükselen gücü Özbekistan ile daha iyi ilişkiler kurmak isteyecektir. ABD-Rus ilişkileri olumlu bir seyir halindeyken, yürüttüğü seçim kampanyası boyunca Çin’i bir “döviz spekülatörü” iddiasıyla suçlayan Trump, Çin’e karşı sert bir duruş sergilemiş ve izleyeceği politikayı ortaya koymuştur. Ayrıca Trump’ın başkan olmadan önceki iş adamı kimliği, ABD’nin Orta Asya ile daha güçlü ekonomik ilişkiler kuracağı hakkında öngörüsel fikirler vermektedir. Açıkça ifade edebiliriz ki ABD, Çin’in bölgedeki ekonomik gücünü ve nüfuzunu bir tehdit olarak görmektedir. Bu anlamda Trump, Çin’in Yeni İpek Yolu Projesine olumlu gözle bakmayacağı ortadadır. Tüm bunlar bir arada değerlendirilmek suretiyle bir öngörüde bulunmak gerekirse, bölgenin hem Rusya hem Çin hem de ABD için vazgeçilmez olduğu ortadadır. Buradan hareketle önümüzdeki günlerde bu üç devlet arasındaki rekabet artan bir seyir halinde devam edecektir. Bölgenin sahipleri olan Orta Asya Türk Cumhuriyetleri için ise bu durum büyük bir önem taşımaktadır. Çünkü tek bir kutuba veya kutuplara bağlı olarak uydu devlet şeklinde yaşamlarına devam etmek istememektedirler. Orta Asya Türk Devletleri, gelişimlerini sürekli kılabilmek adına çok taraflı politikalar izlemeli ve En büyük Türk Ülkesi olan Türkiye ile ilişkileri her alanda derinleştirmelidirler. Yani ABD’ye yanaşıp Rusya’yı veya Rusya’ya yanaşıp Çin’i bir kenara atmak yerine Türkiye ve birbirleriyle stratejik bir iş birliği halinde olup küresel güçlerin arasındaki rekabette bir denge politikası izleyerek gelişmelerini sürdürmeleri en doğru strateji olacaktır. Ve gelişmeler nihaiyi bir neticeye varınca elbette vatan şairlerimizden    Ziya GÖKALP’ın “Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan
Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan” dizeleriyle ifade ettiği o güzel ülke TURAN mutlaka kurulacaktır.

Şükrü SEVREN